“de ki işte”

Oruç Aruoba Kimdir?

Yaşamda bazen umutsuzlukları olur insanın. Hayal ettiği, gerçekleşmesini dilediği, olmasını umduğu, umduğu şeyin gerçeğe dönüşmesi için umutla beklediği, olmayınca umutsuzluğa düştüğü ama her şeye inat Edip Cansever’in de dediği gibi, umudu dürtüp umutsuzluğu yatıştırdığı, yani umutsuzluğu büyük bir umutla reddettiği zamanlar olur. Böyle zamanlarda da akıllara Oruç Aruoba gelir.

Peki kimdir bu Oruç Aruoba?

Felsefe yapmanın zor olduğu ülkemizde felsefenin hakkını veren yazar, şair ve felsefecidir. 1948, Kocaeli doğumlu olan yazar, yaptığı pek çok değerli çevirilerle Türkiye’nin yetiştirdiği ya da Türkiye’yi yetiştiren en önemli düşünürlerdendir. Özellikle “Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.” sözü ile gönlümüzü feth etmiş Nietzsche’den çeviriler yaparak tıpkı Nietzsche gibi bizi derinden etkilemiştir.  Nietzsche dışında Hume, Wittgenstein,  Von Hentig, Başo ve Celan’ın da eserlerini Türkçe’ye çevirerek bizlere kazandırmıştır.

Çevirilerine ek olarak kendi yazdığı şiirlerini bilmiyoruz söylememize gerek var mı? Her şiiri, hayat ile yoğrulmuş, özgün bir dille harmanlanmış ve yalın bir üslupla süslenmiş şiirlerdir. Aruoba, bu şiirleri bize farklı bir tarzla sunmuştur: Haiku tarzı ile.

Haiku nedir?

Aslında isminden de anlaşılacağı üzere Japonlara ait bir şiir türüdür. Kişinin yazdığı şiiri sadece 17 hece ile anlattığı dünyanın en kısa şiir türü de denilebilir, ve ne şanslıyız ki ülkemizde bu tür şiiri yazmakta üstat biri var: Oruç Aruoba.

Bu haiku tarzı şiirlerinin en bilindik ve sevilenleri ise şöyle:

Yaşadıklarımız öldürdüklerimizdir. (18 Aralık 1983)

*

Cemal Süreya için

Bir şairin gözleri kapanınca, dünyada görülecek şeyler azalır.

11 Ocak 1990

*

“İçimde birşeyler koptu” demişim- sonra,

“İçimde birşeyler kırıldı”…

*

Ar ara

dokunuyorum sana

buradan

oraya.

*

Seni sevdiğimden başka

hiçbir şeyden

emin değilim-

*

Sevdiğin bilmediğindir.

Şairin haiku tarzının dışında yazdığı ne uzun ne kısa ama içeriği ve anlamı dolu dolu olan yazıları da vardır. “de ki işte” kitabı da bu yazıların derlendiği bizim okumayı en çok sevdiğimiz ve kendimizden bir şeyler bulduğumuz kitabıdır.

Sizinle kitapta yazılan yaşama dair can alıcı anlatıları paylaşmak istiyoruz:

8.

Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak- ki, bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak sonradan anlayacağın yollar olacak…

*

10.

Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak; hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan: son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz olacak- sen en son çıkmazına girdiğinde, yaşamın da ‘düze’ çıkacak…

*

18.

Yaşamını bir şey beklemeden yaşayacaksın.

Ne çok şey beklediğini biliyorsun;

gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu);

ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini,

ne anlama geldiklerini- beklediğin, beklediklerin de,

birgün tutup gelirlerse, onların da

ne ifadedeceklerini, ne anlama geleceklerini-

bilerek yaşayacaksın.

Ne beklediğini bilerek- ama, beklemeden-

yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile birgün,

hiçbirzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini

bilerek…

Yaşamın bir bekleme olacak-ama,

beklemeden yaşayacaksın.

*

19.

yaşamın, beklediğinin gelmemesi – ki, işte:

senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen olacak…

*

62.

… Yaşamın, kendinin farkına vararak,

özgür olmanın süreci

olacak.

***
Tüm bu yazılanlar adeta “umutsuzluğu kabul etmemektir yaşamak” demenin daha dolambaçlı bir yolu değil mi sizce de?