Müslüm Gürses Muhterem Nur Aşkı

Kategori: En Liste Filmler | 0

O Ne Aşk Öyle!

Bildiğiniz gibi aylar öncesinden Müslüm filmini ilk duyuranlardan olarak filmin vizyona girmesini sizlerle birlikte büyük bir merak ve sabırsızlıkla bekledik. Biz sadece Müslüm Baba’yı beklerken karşımıza öyle bir şey çıkarttılar ki, “O ne aşk öyle!” dedik. Evet evet Müslüm Gürses Muhterem Nur aşkından bahsediyoruz.

Filmi yaklaşık 4 gün gecikmeli olarak izledik. İstedik ki kalabalık bir dağılsın, salon bize kalsın. Fakat öyle olmadı. Salon 17.30 seansına gitmemize rağmen tıklım tıkış doluydu, bilmiyoruz belki buna sebep filme gidiş günümüzün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Fakat durun ya sanmıyoruz, ilk üç günde 600 bin izlenen bu filmin hakkını yemeyelim.

Film hakkında diğer inceleme yazılarına ve videolarına baktığımızda genel olarak gişe filmi tanımına çok değinilmiş. Evet bu büyük bir prodüksiyonla çekilmiş gişe yakalamayı hedefleyen bir film ama, bizce asıl üstünde durulması gereken konu ülkemizin ikonlarından biri olan Müslüm Gürses’in hayatının konu olması ve Müslüm Gürses Muhterem Nur aşkı.

Filmle ilgili olmuş ya da olmamış, böyle olsaymış daha iyi olurmuş dediklerimize gelmeden önce, gelin Müslüm Baba’nın hayatına ve bizde hayranlık bırakan Müslüm Gürses Muhterem Nur aşkına bakalım.

Dikkat spoiler içerir!

Müslüm Baba’nın Acıklı Hikayesi

Asıl adı Müslüm Akbaş olan Müslüm Baba, 1953 yılında Urfa’da alkolik bir baba ve cefakâr bir annenin oğlu olarak dünyaya gelir. Küçük yaşta maddi nedenlerle ailesiyle Adana’ya göç eden Müslüm, burada 13 yaşındayken Halkevine gidip, bir saz üstadı ile tanışır. O tanışma Müslüm’ün kendi sesini ve yeteneğini keşfetmesi için dönüm noktası olur. Bir ses yarışmasına katılıp, yarışmada birinci olan Müslüm kunduracılık dışında sesiyle para kazanmaya ve küçük yaşta ailesine maddi anlamda destek olmaya başlar. Bu yarışma sonrasında da ödül olarak ilk 45’lik plağını çıkartır.

Fakat Müslüm’ün hayatındaki asıl dönüm ve kırılma noktası babasının, annesi ve kardeşi Ezo’yu alkollüyken öldürmesi olur. Müslüm önceleri radyoda sonradan da ustasından icazet alarak pavyonlarda çıkmaya başlar. Yıllarca süren pavyon şarkıcılığı yaptığı sırada Müslüm’ün acıklı hikayesine bir yenisi daha ekleniyor. Büyük bir trafik kazası geçirir ve onu öldü sanıp morga kaldırırlar. Ölmediği anlaşılınca hemen ameliyata alınır fakat ameliyat sonucu sol kulağında sağırlık, sürekli bir baş ağrısı ve koku duyusunda yoksunluk baş gösterir ve şarkı söylememesi tembihlenir. Artık kafasında plakayla yaşamak zorunda olan ve sesini yalnızca türküleriyle duyuran Müslüm kendini iyiden iyiye alkole verir. Fakat bir gün hocasının dedikleri aklına gelir ve o susmadığı sürece kimsenin sesini kesemeyeceğini hem kendine hem de tüm sevenlerine kanıtlayarak, sahnelere geri döner.

Bu sırada pavyonda çalışırken bir gün kulisine bir hayranı gelir ve onu bir prodüktör ile tanıştırıp İstanbul’a götürmek ister. Müslüm’ün bu teklifi kabul etmesiyle İstanbul macerası başlar ve o hayranını da menajeri olarak yanına alır. İstanbul macerası ile soyadını terk edip Gürses soyadını alır.

1992 yılında Gülhane’deki konserinde bir hayranı tarafından bıçaklanan Müslüm Gürses, 7’den 70’e herkesin sevdiği babası oldu.

Son olarak 44 yıllık sanat hayatına baktığımızda, 88 albüm yapan ve 38 filmde oynayan Müslüm Gürses, 3 Mart 2013 yılında Muhterem Nur’a onu hiç bırakmayacağı sözüne rağmen böbrek, karaciğer ve akciğerinde oluşan enfeksiyon yüzünden erkenden aramızdan ayrıldı.

Müslüm Gürses Muhterem Nur Aşkı

Müslüm Gürses’in acıklı hikayesindeki belki de en güzel şeydir Müslüm Gürses Muhterem Nur aşkı. Her ne kadar çocuk yaşta aile çay bahçesinde izlediği filmlerde Muhterem Nur’a aşık olsa da Müslüm, Muhterem Nur başlarda kendisinden nefret etmişti belki de. Neden mi? Sahne ortasında yediği okkalı tokat yüzünden. Gelin bu tokadın anısını Muhterem Nur’dan dinleyelim:

“Onu tanımıyordum, benden sonra sahne almasına bozuluyordum. Hatta kızdırmak için, sahneden inince halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum, dikkati kendi üzerime çekeyim, ona bakmasınlar diye. Ama pek öyle olmuyordu, Müslüm çıkınca herkes kendini yerlere atıyordu. Onun repertuarından bir parça okuyunca kavga ettik, çünkü benden hesap sormaya kalkıştı. Bu kavga ilginçtir, bizi birbirimize daha fazla yaklaştırdı.”

1980 yılında Malatya’daki turne sırasında Muhterem Nur, Müslüm Gürses’in repertuarından bir şarkıyı okumaya başlayınca o gün çokça içmiş olan Müslüm kulisten sahneye koşar adım gitmeye başlayıp Muhterem Nur’a büyük bir tokat atar. Olayın sıcaklığıyla turneyi terk etmeye kalkan Muhterem Nur’u menajeri durdurur. Normal şartlarda turnenin devamında yer almayacak olan Müslüm Gürses, hem kabahatinden hem de Muhterem Nur’a duyduğu aşk yüzünden menajerler aracılığıyla turneye kendini dahil eder.  Aşk böylece filizlenmeye başlar. En az Müslüm Gürses kadar zorlu bir hayat yaşayan Muhterem Nur ile Müslüm Gürses 4 yıl süren birlikteliklerini sonunda evlilik ile taçlandırırlar.

Evliliklerinde dönem dönem Müslüm’ün içki problemi ve tramvatik geçmişi yüzünden sorun yaşasalar da birbirlerine duydukları aşk aradaki yaş farkından büyük olduğu için üstesinden gelmeyi başarırlar.

Gelelim filmle hakkındaki yorumumuza…

Evet arkadaşlar bizi özellikle etkisi altına alan Müslüm Gürses Muhterem Nur aşkını uzun uzadıya anlattıktan sonra filmle ilgili yorumlarımıza devam edebiliriz.

Oyuncuların yeteneklerinden söz etmeye gerek yok bizce. Hepsi o kadar güzel oynamışlar ve gerçekten role girmişler ki… Müslüm Gürses’i oynayan Timuçin Esen ayrı, Muhterem Nur’u canlandıran Zerrin Tekindor ayrı… Özellikle de Zerrin Tekindor! O nasıl bakışlarla oynamaktır, nasıl role girmektir, aşkla bakmaktır… Tek kelimeyle muhteşem! Zerrin Tekindor bizce bir kez daha rüşdünü ispatladı.

Bunun dışında filme tek eleştirimiz, Müslüm Gürses’in kayıtları değil de oyuncuların sesinin kullanılması. Hani orta yaştan sonraki kısımda o şarkıları keşke Müslüm Baba’nın kendi sesinden dinleseydik, dedik biz. Film boyunca bunu belirli sıklıklarda söyleyip durduk. Ayrıca film biraz daha detaylı olabilirdi gibi geldi bize.

Neden mi böyle düşündük?

Filmde Müslüm Gürses’in hayatındaki kırılma noktalarına değinilmek istenirken birçok ayrıntı ve merak unsuru kaçırılmış. Örneğin sanatçı kişiliği, hiç söz yazmamasına rağmen kendisine, sesine ve hayatına bu kadar yakışan şarkıları nasıl seçmiş ya da aynı dönem sanatçısı olmalarına rağmen neden hiç Orhan Gencebay’a Ferdi Tayfur’a göz kırpılmamış? Son albümlerini neden ağır arabesk tarzından rock sound’unun üstüne slow arabesk tarzında yumuşak bir geçiş yaparak çıkartmış? Bunlara da değinilmeliydi. Biz bu soruların cevabını filmle4 izlemek isterdik.

Film mükemmel bir film olabilecekken yukarıda saydığımız eksiklikler yüzünden mükemmele yakın bir film olarak kalmış. Yine de Türk Sineması’nın son dönemlerde çıkardığı en iyi filmlerden biri ve kesinlikle izlenmeli…

Umarız bu tarz biyografik filmler artarak devam eder.

Sevgiler…

Bizi Takip Edin !!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir