Hippi Paulo Coelho mu, Simyacı mı yoksa, yoksa? 

Hangi kitabından girsem konuya bilmiyorum. Paulo Coelho denilince ilk akla gelen her ne kadar Simyacı olsa da benim son okuduğum Portobello Cadısı ve Paulo Coelho’nun son yazdığı kitabı Hippi de kendisini anımsatan en önemli kitaplarından. Paulo Coelho benim için klasiklerden biri adeta. Paulo Coelho kitapları ise bir kült. Hippi Paulo Coelho, Simyacı Paulo Coelho, Zahir Paulo Coelho ve daha nicesi ile kült haline gelen bir isim.

Brezilya doğumlu olan yazarın aslında roman yazarı olmadan önce söz yazarı olduğunu biliyor muydunuz?

Doğrusunu isterseniz, Brezilyalı olduğunu bildiğim yazarın şarkı sözü yazarı olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım. Hele bide sonradan Paulo Coelho’nun roman ve söz yazarlığının dışında, tiyatro yönetmenliği, oyunculuk ve gazetecilik yaptığını öğrendiğimde az kalsın küçük dilimi yutacaktım. Çünkü romanlarını çok sevdiğim bu adamın, kendini sadece kitaplara ve kitaplarında kurgusunu genellikle “Kendin ol” yolculuğundan yaratmasına yardımcı kişisel gelişime adadığını sanmıştım. Tabii şimdi fark ediyorum ki, çalıştığı ve ilgi duyduğu her alan Paulo Coelho’nun kendisini yaratma yolculuğunda kullandığı bir alanmış. Tiyatro yönetmenliği yaparken de, şarkı sözü yazarken de veya bir şeyler oynarken ya da haber adına bir şeyleri araştırıp kaleme almaya çalışırken, bugün keyifle okuduğum romanlarının kültürel sermayesini oluşturuyormuş. En etkin kişisel gelişim çalışması buymuş. Yeni ayırdına varıyorum.

Okuduğum ilk Paulo Coelho kitabı: Simyacı

Paulo Coelho’nun dünya çapında ünlenmesini ve bir klasik hale gelmesini sağlayan kitaptır Simyacı. Aynı zamanda okuduğum ilk Paulo Coelho kitabıdır. 1986’da yazdığı ilk kitabı Hac’ı hiç okumasam da konusuna baktığımda sanki 1988’de yazdığı Simyacı’yı ilk kitabının devamı olarak yazmış gibi düşündüm. Çünkü Hac (Pilgrimage) isimli kitabında Coelho, Hristiyanların Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’nın Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu anlatıyor.

Size burada bir sır vermek istiyorum: Coelho, ilk kitabı Hac’ı yazmak için gerçekten de o yolculuğu yapmış. Düşünebiliyor musunuz? Yürüyerek 700 kilometrelik bir Ortaç yolunu yürüyorsunuz? Neden çünkü bir roman yazacaksınız. İnanılmaz değil mi sizce de? Bir kez daha kendisine olan saygım ve beğenim arttı.

Simyacı da ise karşımıza, İspanya’dan Mısır Piramitlerin’in eteklerinde olduğuna inandığı hazinesi aramak için Santiago adında bir genç çıkıyor. Maddi zenginliği arayan Santiago, yolun sonunda çok daha kıymetli olana, yani manevi zenginliğe sahip oluyor. Biz okuru, mutluluğu insanın kendisinin inşa edebileceğine inandırıyor.

Sevginin sebepsiz olabileceğine, şimde’de yaşamanın ve “an”da kalmanın ne denli önemli olduğuna, yürekten istemenin gücüne ve insanı var edenin hayalleri olduğuna inandırıyor.

“Kendin ol” yolculuğunda yola çıkmanızı ve yolda olmanızı sağlıyor.

Adeta bir yol kılavuzu oluyor okuyan için.

Bu kılavuzu okumak da, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

Kitaptan Alıntılar:

Bende herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum. (s. 56)

*

Hayallerinden asla vazgeçme. (s. 81)

*

Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar. (s. 82)

*

Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. (s. 106)

*

İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur. (s. 144)

*

Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez. (s. 153)

*

En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır. (s.155)

*

Gözler ruhun gücünü gösterir. (s. 158)

 

“En İyi” ler listemde kendine yer edinmiş okuduğum ikinci Paulo Coelho kitabı: Portobello Cadısı

Aslına bakılırsa Paulo Coelho’nun en merak ettiğim ve en çok okumayı ertelediğim kitabıdır Portobello Cadısı. Vaktiyle çok sevdiğim sahafçı bir abim doğum günü hediyesi olarak ayırmıştı bu kitabı bana, ama ne acıdır ki doğum günüme günler kala vefat etti ve benim elim erişemedi bir türlü her kitapçıya gidişimde durduğu raftan bana göz kırpan bu kitaba. Çok istiyordum bu kitabı okumayı, büyük bir merak ve ilgi uyandırıyordu bende ama acı da veriyordu. Hiç alamayacağım bir hediyeydi benim için. Sonra bir gün cesaret ettim ve okumaya başladım.

O bir gün, çok yakın bir tarihten bir gün aslında. 4 gün önce okumaya başlayıp 3 gün önce, bulutların üstünde seyir halindeyken bitirdim. Ve o an dedim ki; “Keşke daha önceden okusaydım bu kitabı. Keşke daha önceden hediye etseydin. Keşke…”

Portobello Cadısı, evlat edinilen Çingene bir bebeği anlatıyor. Öyle ki, Şirin adındaki bu bebeğin nasıl Athena olduğunu, nasıl kendini bulduğunu, özünü keşfettiğini, gerek dans ederken gerek hat sanatı öğrenirken gerekse içindeki Aya Sofya’ya dönüşürken nasıl vecde geldiğini onu tanıyanların, gerçek annesinin, üvey annesinin, ona aşık olan gazetecinin, eski kocasının, öğretmeninin ağzından öğreniyorsunuz. Portobello Cadısı’nı onların ağzından tanıyıp, ölümünü dinliyorsunuz. Sevmenin sevmek, aşık olmanın salt aşık olmak olduğunu deneyimliyorsunuz gözlerinizin her bir sözcüğe temasında.

Kitaptan Alıntılar:

Ağızlar açılmıyorsa, söylenecek önemli bir şey var demektir. (s.62)

*

Şimdi yalnızlığımdan kaçmaya kalkarsam, bir daha asla birlikte olacak birini bulamam. Yalnızlığımla savaşacağıma onu kabullenirsem durum değişir belki. Yalnızlık ne kadar bastırmaya çalışırsak o kadar güçleniyor, ama yok sayarsak gücünü yitiriyor, bunu fark ettim. (s.65)

*

Sevilen birinin, verecek daha çok sevgisi olduğuna inanırım ben. (s.72)

*

Öğretmen nedir? Söyleyeyim sana: Öğretmen, bir şeylere öğreten biri değil, öğrencinin zaten bildiği şeyi keşfedebilmesi için ona esin veren kişidir. (s.87)

*

İki harf arasındaki boşluktaymışım gibi. Müzikte bir notanın bittiği ama bir sonraki notanın henüz başlamadığı andaki gibi. (s.106)

*

Evrensel Arzu’yla kuşatılmışız. Mutluluk değil, arzu. Arzu asla dinmez, dindi mi arzu olmaktan çıkar. (s.135)

*

Bence hayata hak ettiği özeni göstermiyorsun sen. (s.140)

*

Demek ki, senin kültürün yüreğinde değil, kütüphanende. (s.158)

*

İstendiği zaman vermek iyi bir şeydir, ama istenmeden vermek daha iyi bir şeydir. (s.160)

*

Değişiklikler ancak yapmaya alıştığımız her şeyin tam tersini yaptığımız zaman gerçekleşir. (s.187)

*

Yarattığın evreni kaybetmeye hazır olmalısın. (s.190)

*

Sevgi’nin kendisini göstermesini engellemek bir günahtır. Ve Ana, Sevgi’dir. (s.227)

*

Nefret, bir insanı olgunlaştırdığında, sevmenin bir çok yolundan birine dönüşür. (s.254)

 

Hippi Paulo Coelho:

Paulo Coelho’nun Hippi’si henüz okumadığım, kendisinin yeni kitabı. Kitabın uğrak duraklarından biri olan İstanbul, Coelho’nun bakışları kendisine daha bir dikkatle ve merakla çevrilmesine sebebiyet verdi bence. Şuan kitap ile ilgili çok bir yorumda bulunamasam da seveceğimi düşünüyorum. En kısa sürede kitabı okuyup Hippi Paulo Coelho başlığı altında yorumlayacağım.

Takipte kalın, hoşçakalın…

İyi okumalar…