Beni ben yapan kitaptır Küçük Prens. İlk okuduğumda ilkokul 4. sınıftaydım sanırım. O zamanlar ne anlatmak istediğini tam olarak kavrayamamıştım. Benim için diğer çocuk kitaplarından hiçbir farkı yoktu. Okuduğum diğer kitaplar arasında masamın üstünde yerini almış ve unutulmaya yüz tutmuştu. Sonra bir gün, sevdiğim bir arkadaşımdan küçük bir hediye olarak hatırlattı kendini. Hediye, kitap olunca çok sevinmiştim ama bu kitap daha önce okuduğum “çocuk” kitabıydı ve ben artık çocuk değildim (daha doğrusu öyle olmadığımı düşünüyordum). Yine de kitabı teşekkür ederek kabul etmiş bir ara okurum nasılsa diyip kitaplığıma kaldırmıştım.

Tam da hediyenin geldiği o sene annemin hasta olduğunu öğrendim. Birinin hasta olduğu öğrendiğiniz farkında olmadan büyürsünüz, büyükseniz yaşlanırsınız. Kitaplığıma pervasızca kaldırdığım ve ardından hayatımı değiştireceğini bilmeden kitaplığıma uzanıp onu okumaya başlamam böyle bir zaman dilimine denk geldi. Ben, Küçük Prens ile büyüdüm. Küçük adamım ile büyük biri oldum.

~

İşte tam o sırada tilki çıkıverdi ortaya.

“Merhaba,” dedi.

“Merhaba,” dedi usulca Küçük Prens. Ardına dönmüş ama hiçbir şey görememişti.

“Buradayım!” dedi ses. “Elma ağacının altında…”

“Sen de kimsin?” dedi Küçük Prens. “Ne kadar güzelsin…”

“Ben bir tilkiyim,” dedi tilki.

“Hadi gel de oyna benimle,” dedi Küçük Prens. “Hiç keyfim yok…”

“Seninle oynayamam ki,” dedi tilki. “Evcilleştirilmedim ben.”

“Öyle mi? Affedersin.,” dedi  Küçük Prens.

Ama, bir süre düşündükten sonra da, “Evcilleştirmek ne demek?” diye sordu.

“Anlaşılan buralı değilsin sen,” dedi tilki. “Ne arıyorsun buralarda?”

“İnsanları arıyorum,” dedi Küçük Prens. “Evcilleştirmek ne demek?”

“İnsanlar ha…” dedi tilki. “İnsanların tüfekleri olur ava çıkarlar. Çok tedirgin edici bir şey bu! Bir de tavuk yetiştirirler. Tek ilgi duydukları şey budur. Sen tavuk peşinde misin yoksa?”

“Hayır,” dedi Küçük Prens. “Ben kendime dost arıyorum. Evcilleştirmek ne demek?”

“Çoktan unutulmuş bir şey,” dedi tilki. “Bir anlamda, ‘bağ oluşturmak’ diyebiliriz buna…”

“Bağ oluşturmak mı?”

“Kesinlikle,” dedi tilki. “Sen, benim için, diğer yüz bin küçük oğlan çocuğuna benzeyen bir oğlan çocuğundan başka bir şey değilsin şimdlik. Sana ihtiyacım yok. Senin de bana ihtiyacın yok. Ben de senin için, diğer yüz bin tilki gibi bir tilkiyim yalnızca. Ama, beni evcilleştirirsen, birbirimize ihtiyaç duyarız. Srn benim için dünyada bir tanecik olursun. Ben de senin için dünyada bir tanecik olurum…”

“Anlamaya başlıyorum,” dedi Küçük Prens. “Bir çiçek var… Galiba, o çiçek beni evcilleştirdi…”

“Olabilir,” dedi tilki. “Dünya üzerinde neler görüyoruz, bilsen…”

“Ama, bu Dünya’da geçen bir olay değil!” dedi Küçük Prens.

Tilki adamakıllı şaşırmış görünüyordu.

“Yoksa, başka bir gezegende mi?”

“Evet.”

“O gezegende avcılar var mı peki?”

“Yok.”

“Bak, bu çok ilginç işte! Peki ya tavuklar?”

“Yok.”

“Hiçbir şey mükemmel olamıyor,” diye iç çekti tilki.

Sonra, hemen bıraktığı yerden devam etti.

“Yaşamım çok tekdüze. Ben tavuk avlamaya çıkarım, insanlar da beni avlamaya çıkarlar. Bütün tavuklar birbirine benzer, bütün insanlar da birbirine benzer. Bu yüzden biraz canım sıkılıyor doğrusu. Ama, eğer sen beni evcilleştirirsen, yaşamıma güneş doğmuş gibi olur. Diğerlerinin hepsinden farklı bir ayak sesini tanıyor olurum o zaman. Başka bir ayak sesi duydum mu, yerin altına kaçmam gerekir. Ama seninki, tıpkı bir müzik sesi gibi, beni inimden dışarı çağırır. Şuraya bak! Şu buğday tarlasını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğdayın bana yararı yoktur çünkü. Buğday tarlaları bana hiçbir şey hatırlatmaz. Ne yazık, değil mi? Ama, senin saçların altın rengi. Yani, beni evcilleştirirsen, müthiş olacak! Altın rengi buğdaylar, bana seni hatırlatacak. Ben de başaklardaki rüzgar sesini seveceğim…”

Tilki susup uzun uzun Küçük Prens’i süzdü.

“N’olur… Evcilleştirsene beni!” dedi sonra.

“Çok isterim,” dedi Küçük Prens. “Ama fazla vaktim yok. Dostlar bulmam, bir sürü şey öğrenmem lazım daha.”

“Ancak evcilleştirince öğrenirsin,” dedi tilki. “İnsanların hiçbir şey öğrencek vakitleri yok artık. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar. Ama dost satan bir satıcı olmadığından, insanların dostları da ok artık. Bir dost istiyorsan, evcilleştir beni!”

“Ne yapmak lazım?” diye sordu Küçük Prens.

“Çok sabırlı olmak lazım,” dedi tilki. “Önce, az ötemde oturacaksın, şöyle, otların üzerine… Ben sana göz ucuyla bakacağım; ama, sen hiçbir şey demeyeceksin. Dil bütün yanlış anlaşılmaların kaynağıdır. Ama, her gün birazcık daha yakınımıza oturmalısın…”

Ertesi gün Küçük Prens yine geldi.

“Aynı saatte gelmen daha iyi olurdu,” dedi tilki. “Diyelim, öğleden sonra dörtte geliyorsun, saat üçten itibaren içim mutluluktan kıpır kıpır olmaya başlar. Vkit yaklaştıkça, kendimi giderek daha da mutlu hissederim. Saat dört olur olmaz da, bir telaş kaplar içimi: Mutlulupun bedelini anlamaya başlarım! Ama, sen herhangi bir saatte gelirsen, yüreğimi ne zaman buna hazırlayacağımı bilemem. Adet denen bir şey var…”

“Adet nedir?” diye sordu Küçük Prens.

“Bu da çoktan unutulmuş şeylerden biri,” dedi tilki. “Bu, belli bir günü ya da bir saati diğerlerinden farklı kılan şeydir. Örneğin, benim avcıların yaşadığı yerde bir adet vardır. Perşembeleri köyün kızlarıyla dans edilir. Dolayısıyla, Perşembe harika bir gündür! Ben de üzüm bağlarına uzanırım o zaman. Avcılar, her gün dans edebilselerd, günlerin birbirinden hiçbir farkı olmazdı, ben de rahat yüzü göremezdim.”

Bunun üzerine, Küçük Prens tilkiyi evcilleştirdi. Sonunda gitme vakti yaklaştığında, “Al işte!” dedi tilki. “Ağlayacağım galiba.”

“Bu senin kabahatin,” dedi Küçük Prens. “Senin kötülüğünü ister miyim hiç? Am evcilleştirilmeyi kendin istedin…”

“Tabii,” dedi tilki.

“Ama ağlayacaksın?” dedi Küçük Prens.

“Tabii,” dedi tilki.

“O halde bundan hiçbir kazancın olmadı!”

“Olmaz mı hiç?” diye itiraz etti tilki. “Başakların rengini hatırlasana.”

Sonra da “Git de güllere tekrar bak,” dedi. “Seninkinin dünyada tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmeye geldiğinde, sana bir sır hediye edeceğim.”

Küçük Prens gülleri bir kez daha görmeye gitti.

“Benim gülüme hiç benzemiyorsunuz. Gözümde hiçbir kıymetiniz yok,” dedi onlara. “Kimse sizi evcilleştirmemiş, siz de kimseyi evcilleştirmemişsiniz. Tilkimin bir zamanlarki haline benziyor haliniz. Yüz bin tilki içinde teki bile benim tilkime benzemez. O dostum oldu benim, şimdi dünyada eşi benzeri yok.”

Güller çok bozuldu bu sözlere.

“Güzelsiniz, ama boşsunuz,” diye devam etti Küçük Prens. “Uğrunuza kimse can vermek istemez. Elbette, yoldan geçen sıradan biri gülümü gördüğünde, size benzediğini sanacaktır. Ama, o tek başına hepinizden daha önemli, çünkü, benin suladığım gül o. Çünkü üzerini cam fanusla örttüğüm o. Çünkü, esen yelden siperlikle koruduğum o. Çünkü, kelebek olması için bıraktığım bir ikisi dışında, üzerindeki tırtılları ayıkladığım o. Çünkü, sızlanmalarına, böbürlenmelerine, hatta suskunluklarına kulak kesildiğim de o. Çünkü, o benim gülüm.”

Sonra tilkinin yanına döndü.

“Elveda,” dedi.

“Elveda,” dedi tilki de. “İşte sırrım, çok basit: En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.”

“Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez,”diye yineledi Küçük Prens unutmamak için.

“Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”

“Gülümü benim için bu kadar önemli kılan, ona harcadığım zaman…” dedi Küçük Prens unutmamak için.

“İnsanlar bu hakikati unuttular,” dedi tilki. “Ama sen unutmamalısın. Bir şeyi evcilleştirdin mi, sorumlulupu sana ait olur. Gülünden sorumlusun yani…”

“Gülümden sorumluyum…” diye yineledi Küçük Prens unutmamak için.

~

Annemin çektiği acılar, bu süreçte yaşadıkları beni büyüttü. Hepsine tanık olmak, çektiği acıları dindirememek, özetle çaresiz kalmak… Büyümenin ne denli sancılı olduğunu bu süreçte anladım ve bu süreçte Küçük Prens ile evcilleştirdim kendimi. Gerçeğin gözle görülemeyeceğini, kalbimle bakmam gerektiğini ve gülümden sorumlu olduğumu öğrendim.Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. “Koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?” bilmiyorum ama bunun ne denli önemli olduğunu biliyorum.

O yüzden size tavsiyem, geceleri gökyüzüne bakmadan önce bir kez daha düşünün ve Küçük Prens için çocuk kitabı diyip geçmeyin. Kaç yaşında olursanız olun her sene en az bir kere okuyun.