“Herkes Bilsin Çok Mutlu Bir Hayat Yaşadım…”

Türk Edebiyatı’nın Nobel Ödüllü yazarı Orhan Pamuk’u tanımayan da ya ucundan köşesinden kitaplarına şöyle bir göz atayım derken sayfalarının arasında kaybolmayan yoktur diye düşünüyorum. Hatta bundan eminim. Orhan Pamuk ve onun her seferinde şaşırtan, nefes kesen kitaplarını bilmemek imkansız. Okumamak için direnmekse beyhude bir çaba.

Neden mi böyle söyledim? 

Çünkü Orhan Pamuk’un popüler kültüre kurban gittiğini düşünüyorum. Yurt dışında verilen değerin Türkiye’de verilmediğini, onu okuyanların anlamadan okuduğunu, çayda kahvede sohbete ortak olmak adına okunduğunu, cümlelerindeki derinliğin anlaşılmadığını, tasvirlerinin tam manasıyla idrak edilmediğini görüyorum ve gözlemliyorum da, o yüzden böyle söyledim. Tıpkı Sabahattin Ali gibi… 

Benim için Sabahattin Ali de, Orhan Pamuk da popüler kültürün çok ötesinde… 

Düşünün ki;

Masumiyet Müzesi adında bir kitap okuyorsunuz.

Yazdığınız romanın karakterlerinin isimleri Füsun ve Kemal.

Kemal Füsun’u Şanzelize Butik’te görüp aşık oluyor ve ikili aşklarını, Kemal evlenene kadar gizli bir şekilde Merhamet Apartmanı denilen bir evde sürdürüyorlar. 

Evlendikten sonra Kemal’in Füsun’u unutamıyor ve hep onu düşlüyor. Evliliğini bitiriyor. 

Füsun ise bambaşka bir hayata yelken açıyor. 

Zamanla Kemal, Füsun dışında kimseyi düşünemiyor ve ona ait ne varsa toplamaya başlıyor. 

Öyle ki, Füsun’un evine yakın Çukurcuma’da bir otelde kalıyor, Fatih Oteli’nde. 

Her akşam Füsun’ların evine yemeğe ya da çay içmeye gidiyor. Evlerindeki tuzluktan tutun, içtiği sigara izmaritlerini bile topluyor.

Sonunda… Sonunda Füsun ölüyor ve Kemal onu anlatan, bir müze yapıyor. 

Şimdi de düşünün ki,

Kitabı okuduğunuz için, müzeye giriş bileti almış oluyorsunuz. Çünkü Orhan Pamuk, gerçekten İstanbul’da Çukurcuma’da böyle bir müze yapıyor. Adı da, Masumiyet Müzesi oluyor. 

Kitabı okuduğum da, nasıl yani, diye sormuştum. Gerçek mi bu? Okurken idrak edemediğim ve inanamadığım ve hayretle, şaşarak okuduğum cümleleri müzede görünce Orhan Pamuk’a olan hayranlığım daha da artmıştı. Özellikle de, o sözde bitmiş, sönmüş sigara izmaritlerini ve altında yazan cümleleri görünce bitmediğini, gerçek aşkın ne olursa olsun bitmeyeceğini anladım. 

Şimdi size kitaptan bazı alıntılar paylaşacağım ve müzeden görüntüler… Ne demek istediğimi anlayacaksınız. 

 

“Keskinler’e gidip sofralarına oturduğum sekiz yılda, Füsun’un 4213 adet sigara izmaritini saklayıp biriktirdim. Bir ucu Füsun’un gül dudaklarına değen, ağzının içine giren, kimi zaman filtresine dokunarak anladığım gibi diline değen, ıslanan ve çoğu zaman da dudaklarına sürdüğü ruj ile hoş bir kırmızıya boyanan bu izmaritlerin her biri; derin acıların, mutlu anların hatıralarını taşıyan, çok özel, mahrem eşyalardır.

Dokuz yıl boyunca Füsun hep Samsun sigarası içti. Keskinler’e akşam yemeğine gitmeye başlamamdan hemen sonra, ben de Marlboro’yu bıraktım ve Füsun’un etkisiyle Samsun’a geçtim.

Samsun ise kendi kendine yanıp bitmezdi. Tütünü nemli ve kabaydı. İçinden kimi zaman yeterince öğütülmemiş tahtamsı parçalar, tütün yaprağının kalın damarları ve nemli tütün toprakları çıktığı için, Füsun sigarasını yakmadan önce parmaklarının arasında ezerek, sigarayı yumuşatırdı. Bu jesti ondan ben de öğrenmiştim, sigarayı yakmadan önce tıpkı Füsun gibi, parmaklarımla kendiliğinden sigarayı yuvarlayarak ezerdim. Bu sırada o da aynı şeyi yapıyorsa, Füsun’la göz göze gelmek çok hoşuma giderdi.

Bütün bu değişik yöntemler ve daha niceleri, Füsun’un elinden çıkan izmaritlerin her birine özel bir biçim, bir ruh verirdi. Onları Merhamet Apartmanı’nda cebimden çıkarır, dikkatle inceler, her birine ayrı bir şeye; mesela boynu, başı ezilmiş, kamburu çıkmış, haksızlığa uğramış kara yüzlü küçük insancıklara ya da tuhaf korkutucu soru işaretlerine benzetirdim. Bazan izmaritleri Şehir Hatları gemilerinin bacalarına, deniz böceklerine benzetirdim. Bazan da onları beni uyaran ünlem işaretleri, gelecekteki bir tehlikenin ilk belirtileri, pis kokulu çöpler ya da Füsun’un ruhunu ifade eden bir şeyler, hatta bu ruhun parçası olarak görür, filtrelerinin ucundaki ruj izini de hafifçe tadarak hayat hakkında, Füsun hakkında derin düşüncelere dalardım.”

Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.

 

Benim en sevdiğim Orhan Pamuk kitabı Masumiyet Müzesi. Çünkü bu kitap ile bir aşkın yok oluşuna değil, yaşayışına tanık oldum ben. Meselenin “yaşamak” ve “mutlu olmak” olduğunu anladım. 

Masumiyet Müzesi’nden sonra benim ikinci en sevdiğim kitabı olan “Kırmızı Saçlı Kadın” ı yazacağım. O zamana kadar mutlaka Masumiyet Müzesi’ni okuyun ve eğer imkanınız varsa müzeyi ziyaret edin. Emin olun, her şey çok farklı gözükecek gözünüze.

İyi okumalar…